şiirlerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiirlerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2010 Pazar

ÇİZGİ


ilk kez üşümedim iğde'm
sarmaladın içimdeki titreyen kızı
sakinliğinle
vakit çok geç olmadan girmeliyim mabedime
sesimdeki çatlağımdan vazgeçtim güneşi doğurmalı sabaha
bir avucumda birbirine dargın gül ve karanfil
diğerinde biriktirdiğin öpüşlerin
önceleri çizgiydin şimdi nokta....

Z/S

1 Mayıs 2010 Cumartesi

DOĞUBATI

DOĞU’ma

Karadut tadındaki dudakların
Ay ışığında çırılçıplak dolaşan ayakların
Uzan yamacıma
Dokun sırmalarıma

Mis kokuyor mu, yumuşacık mı
Karmaşık mı
Duyguların gibi

Garip bir telaş içinde misin
Gözlerin fer fecir
Zaman sustu, duvarlar dinlemede

Sessizlik...

Giderken dönüp el sallayışın sonsuz gidiş mi
Elbet birgün geleceğim mi

Bütün duygular baharatlı
Gözyaşı sonuncu

Sen de ağladın ya eridi içim
Gittin ya
Gözlerim dimağında kaldı...



Sustum
Sessizce gitmesini bilenlere
DOSTÇA KAL...

Z/S

21 Mart 2008 Cuma

ÖLÜM SANA HAZIRIM


Fırlayacaksınız bir gece ansızın ter içinde
Düşecek aklınıza, kemirecek kurtlar

Hani sıcaktır her daim düşleriniz
Bu seferki soğuk
Ezileceksiniz bir köşede; çaresiz ve zavallı
İzin vereceksiniz beni sizden alıp götürmelerine

Dikseniz de düğmeyi yerine, zamanla eskir ipleri
Hayat üzerimizde bir döpiyes
İki yakamızı birleştirse de

Gelince vakti emredemezsiniz yıllara
Tükenir nefesiniz
Tükenir nasıl olsa

Yaşam da benzer bu sahneye
Önce alırsınız kucağınıza
Gömersiniz film son yazdığında toprağa

Tanrı katında aralıktır cennetin kapıları
Sırlar perdesidir bilinmeyene doğru
Sonunda kaybedilecek olan beden
Ruhunuz ödülünü toplamaya dair

Davetsiz misafirdir O, çalmadan girer içeri
Verilecek olan son bir nefes
Ölüm bu! gelme desen dinlemez ki!...
Pamuk ipliği kopuverir sonunda

Söyleyin!
Omuzlarda götürülen döner mi geri bir daha?...




z/s_

10 Şubat 2008 Pazar

CAN SUYUM


_Niye sonbahar hep hüzün söyler
 ayrılıkları doğurduğu için mi?_


bilindik mevsim
saklanmış sarı yaprakların altına hüzün
bir ses verse bulacağım yerini
ne teslim olmuş bağ bozumuna
ne de gökyüzüne göğsünü germiş
mavi beyazı sarmış sırtına
güneşe dökmüş sararsın diye anılarımı

önümde kıvrılırken sahil yolu
Ege’nin dalgasında boğuldu martıların çığlığı
“gitmeyin” diye haykırdı güneş
“ayrılık o yolun sonu”

“ah! dili olsa da konuşsa mı” demiştik şarkıların
anlamış hallerimizi radyo, pusudaymış
dinledik eski zaman aşklarından
kulağımızdan kalbimize üflenen güfteleri
bilmezdim bu kadar yürek yaktıklarını
hele o son şarkı göğsümde asılı bıraktı sancını
yol boyu göz pınarlarım çağladı

“kimler geldi hayatımdan kimler geçti
hiçbirisi senin kadar sevilmedi”

hüzzâm günleri kovalarken zaman
özlemlerim başladı daha sen yanımdayken
ayrılık yağmur bulutuydu üzerimde

yalnız kalmasın diye sen yanım
acıyı dizdim sislerin ardına
kan oturdu yangın yerime
yasladım yıldırımları gözyaşlarıma
boğdu beni akmadı ırmağım
harmanım, çaresizlik buzuldan bıçak sırtı
yordu ikimizi de sessiz direnişimiz
"gitme" diyen dilim suspus şimdi
zaman mum misali…

siyah saten geceyi sarınca sevişmelerimiz
kopamadığım incir dudakların geldi aklıma
baharat teninin kokusu sinmiş üstüme
şimdi, sen giderken bensizliğe
dudağım yanıyor büyüyen ateşinle

eyy ruhum!
ne renktir şimdi hayat
belki gri, belki buz mavisi
bazen bilmek de istemiyorum

durdursun biri şu yolu
söksün akreple yelkovanın kalbini

ah cansuyum
ne gerek vardı şimdi
gitme vakitlerine zamansız gömülmenin
nereden çıktı bu buhranlı yolculuk
bilirim her gidişin bir dönüşü vardır
bu seferki sırılsıklam bir veda

gitmeyenim olmalıydın
yakamozlar gamzelerime düşmeliydi
vedalar düğümlenmeliydi halata
dolunay bizi anlatmalıydı maviye
denizkızları serçe yüreklerine koymalıydılar
mis kokan bir demet aşkı

yolcusun
durma, bakmadan git ardına
can pınarımdaki su gibi ak
her gönlüne düştüğümde
anılar saçılsın düşlerine
mahzenimde sakladığım çığlıklar
yırtsın gecelerini

yine semaya kilitlenmek istediğinde
bil ki bütün kapılarım açık
sırça yüreğim
seni istiyor, s e n i b e k l i y o r


_” Ağlamayacağım” demiştim.
Sözümü tutamadım, affet sevgilim._


....

Z/S_

26 Ocak 2008 Cumartesi


MUTLULUK ELİMİZDE

Mutluluk aranmaz … bulunmaz da
Yaşanır düşünmeden öylesine
Bırakılır beden ılık bir nehire

Mutluluğun tarifini vereyim mi size?
Derin derin bir nefes çekin önce
Dikin gözlerinizi sonra masmavi semaya
Fırlatın bakışlarınızı bembeyaz bulutlara (grileşmeden)
Kartallarla paylaştığınız gökyüzüne
Martılarla dans ettiğiniz mavi denize
Saklambaç oynadığınız yemyeşil bodurlara
Selam söyleyin mutluluk adına
Adını koyamadığınız, buram buram toprak kokan
İyot kokan, aşk kokan
O nefis havayı çekin içinize bir daha, bir daha, bir daha

Mutlulukla randevulaşın herhangi bir köşebaşında
Beyaz bir gül takın yakanıza
Sakın geç kalmayın ertelemeyin mutluluğunuzu
Kahkahalar atın hayata, inadına, inadına, nispet yaparcasına
İçinizde mezat salonu kurun
Kalbinizden binlerce kelebek uçurun
Midenizde sirk kurun filler koşturun
Ruhunuzda nergis demetleri
Altı su alan Herby’niz





Çocukluğunuzun geçtiği evin arka bahçesine gidin
Saklambaç oynayın kendinizle
Sevinin sobeleyin kendinizi, bir ikizinizi
Hem ebe olun, hem mutluluğa gebe ki
Kendiniz doğurun bebeği
Uçurtmalar kaçırın güneşe
Balonlarınız kovalasın kuşları
Peşi sıra isli camdan bakın koca parlak kırmızı topa
Kafa atın akasya ağacının alt dallarına
Hortumla ıslatın birbirinizi baştan aşağı
Zinciri atmış bisikletten yağdan eldiven yapın bileklerinize kadar
Belki bir daha o eldivenleri giymek için çok geç
Kim bilir...

Elinize geçirdiyseniz de sakın bırakmayın
Mutluluğa yakasından yapışın sıkı sıkı
Avucunuzu çok açarsanız kaçacak gibi
Çok sıkarsanız ölecek gibi
Yani kelebek gibi, benim gibi
Ama yine de uçup gitmesindense
Sıkın avucunuzu ki kaçamasın
Asılın kanadına şen kuşların
Güneş babanın faytonunu ödünç alın
Hediye dağıtın yoksul çocuklara
Çiçekler saçın mutsuz sokaklara
Kocaman gülümsesin ara yollar
Yansın pırıl pırıl lambalar
Altında genç aşıklar öpüşsün
Banklarında ihtiyarlar kucaklaşsın
Sözler ve gözler anlamını kaybetsin
Mutluluk parlaklığında
Avuç avuç saçın sevgiyi


Mutluluğu tarif edebilir misiniz bana
Ben edemem yaşarım
Hissederim
Coşarım kabuğuma sığamam, sığışamam...

Bulutları görünce yağmur için
Kuşları görünce mevsim için sevinirim
Aşkın kokusunu duyunca da kendim için
Duyabilince sesini müziğin
Dans eder pabuçlarım durduramam
Durdurmam
Ritim tutarım ellerim patlayana kadar...

Ve hâlâ aşka inandığımca inanırım sonsuz
Yaşayabildiğimce yaşarım
Kovalayabildiğimce kovalarım
Ta ki yorgun düşüp dizlerimin üstüne çökünce
Sıkı sıkı yapışmışız bir kere bırakmam
Siz de bırakmayın
Mutluluk elimizde
Mutluluk içimizde...





Ne neşeli bir barda, ne romantik bir parkta,ne de lüks bir restoranda...mutluluk sana en yakın olduğum anda…


Z/S

8 Aralık 2007 Cumartesi

Kelebeğin aşkı




Bir ben ruhumun en derinliğinde
Saklamayı beceren kendimi
Bir ben saklı bahçeme gizlice alan seni

İki ayrı dereydik yücelerde
Berrak aktık
Aktık…
Birleştik nehir olduk
Azgın sular sevdamızı sürükledi peşin sıra
Kavuştuk denize

Yaşanan bir c/an ki o da ömür
Ahh ahh
O dağlar ki dosttur dalgalara
İç içedir kayalarla yosunlar,
Öpüşürler yalnızca,
Sessizce

Ahh be adamım
Güzelim
……….Günışığım
…………………Gün batımım
Hercai kelebeğin kanat çırpıyor bak aşka
Tükenmeden zamanımız
Hadi, gel…
Gel de
Dokunalım son şansımıza…

Z/S