duygusal anlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
duygusal anlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2010 Çarşamba

YARENLİK

Evet düşemedik biz aşka. Ve onca geçen dakikaların yüzyıllara dönüşmesine engel olamadık.
Bir hilaldiniz gözlerimde,
içimde çoktandır olmayan bir sıcaklık, ve güven duyma isteğiydiniz.
Niye hiç tanımadığımız yada sadece birkaç kez gördüğümüz birini bu kadar özleriz. Niye sessizlikte bunca gürültü kafamıza kamp kurar.

Yaşayamadıklarımıza içimdeki coşkuyu da eklediğimde onca ağırlıkla başımı yastığa koyuverdim.

Evime, yuvama, ruhuma kavuşmuştum kavusmasına da huzurum dediğim siz niye yanımda değildiniz. Niye kırgın niye yorgundum...

Zamansız bir aşk ziyareti yüzünden; farkındasınız değil mi. Benim sevgime inanmıyorsanız içimdeki ateşi körüklemeyin, söndürmeye de çalışmayın çünkü onlar benim gerçeklerim...

Yine herşeye rağmen güneşim doğmaya devam edecek. Peki ya siz yarenliğim olmayacak mıydınız ...

Z/S

20 Ağustos 2008 Çarşamba

SAYFA KAPANDI

Böylece hayattan bir sayfa daha sağdan sola kapandı. Akşamın kızıllığına gömüldü düşüncelerim.

Neler geçti gitti, neler kattı bana, neleri kaçırdım kim bilir. Acısıyla tatlısıyla bana kalan buruk bir yaşanmışlık, gözyaşı ve çılgınlıklardan sonraki haz ve mutlu bir tebessümdü yüzüme yansıyan. Yine uçtuk biz, birimiz yukarı çıktık birimiz aşağıya indik sonra coğrafyada birimiz sola birimiz sağa uçmaya devam ettik. Kanatlarım kâh kırıldı indi yanlarıma kâh mutluluktan kabardı. Kaybettiğini özlemek ne zor işti, bazen de bile bile avuçlarından kayıp gittiğini hissetmek ve elinde tutmak için bir şeyler yapmaya çalıştıkça yitirmenin daha da çabuklaştığını görmek.

Yeşilin mavisini, siyahın beyazını görebilmekti maharet. Elbet acının içinden mutluluğu, özlemin içinden kavuşmayı bulabilmekti öncelikli gayemiz. Gün doğumu, gün batımı hiç fark etmezdi ölmemiz için, her an hazırdık bütün olmaya.

Söyleyecek onca söz vardı ve bunları söyleyebilmek için o kadar az zaman vardı ki işte bu çaresizlikte hiç bir şey söyleyemedim sadece baktım gözlerine. Ne kadar hızlı geçti senli dakikalar, ne çok sardı sensizlik üşümüş benliğimi.

Hayat benden daha hızlıydı her zaman ki gibi ve yine alıp götürmüştü yaşanan ve yaşanamayan her anımızı.

Yine bir bahar akşamı rastlamak üzere aşka, sevgiliye, sevdiğim bu şehre sayfayı yeni güne çeviriyorum. Ve başımı yaslayacak bir cam kenarı buluyorum düşlerimi de yanıma alarak.



Z/S

9 Temmuz 2008 Çarşamba

SESSİZ ÇIĞLIK

Sessizdi çığlığım, o yüzden mi duymadınız beni… Mücadele edecek gücüm de kalmadı. Sadece gözlerimle konuşmam bundandır. Yazık ki siz de gözlerimden de mahrumsunuz. Oysa ki susmaya değil biz olmaya gelmiştik, hiçbir şey olamadan gitmeye değil. Yürek nasıl bin parça olur bakın, bir daha bakın… Olmuyor sadece bakmakla olmuyor değil mi gören gözler olmadıktan sonra. Sevmesini bilmese insan bu kadar acımaz. Sahiplenmese sevgisini ulu orta bıraksa uçurtmanın kuyruğunu bırakır gibi sanki daha mı iyi olacak. Birbirimizin hiçbir şeyi olmayalım derken her şeyi olmak da neyin nesiydi. İşte şimdi susma zamanı…

Bağırsam ne çıkar dinleyen olmadıktan sonra.. Yakarsam “dinle beni” diye, dönüp ardına bakmadan gidene ne söylenebilir ki kapı eşiğinde.

Onca sakladım kıyamadığım gülüşlerimi, şimdi koskoca bir ömür geri gelse tekrar verebilir mi dersiniz çizgiden sarkıp ağlamaklı mimiklerimi, silebilir mi sizce sancılarımı. Gizlice bir geçit çok aradım size varmaya, hep son anda duvarlar yürüdü üstüme, kapandı gürültüyle.

“çok sevmeyeceksin. O daha az severse kırılırsın, ve genellikle o daha az sever seni senin o’nu sevdiğinden” diye bir söz vardır. Mücadelem sevgiyi taşarcasına vermekti, nereden bilirdim ki fazlasının boğacağını. Nereden bilirdim ki bu kadar çabuk tüketileceğimi. Üzgünüm hem de çok, ama ağızınızdan çıkan söz kalbimden sırtıma vurdu bir defa. Yıktınız hayallerimi, tertemiz duygularla gelmiştim gönül kapınıza. Şimdi kirlenen duygularımı bile düşünmüyorum yalnızca zedelenen onurum beni ayakta durmaya zorluyor.

Kızgın bir yaz güneşi gibi yandı içim, buz gibi sözleriniz ise dondurdu birden beynimi, yutkundum sadece…

Düşlerin ve aşkların en güzeliydiniz, şimdi öyle uzaksınız ki bana, eskiden olsa yanınızda alırdım soluğu ama artık gelmek fikri bile uzak olsun benden…

Bir ruh olmayı deneyen iki beden bazen başaramıyor işte. Öyle güzel di ki gözlerim size bakarken, şimdilerde fırtınalar kopmuş gibi.

Çok sevmiştim demek klasik mi kalır bilmiyorum ama gerçekten çok sevmişim sizi… Erkeğim demişim, efsanem demişim, şu yaşıma erken açan gönül çiçeğim demişim, güzel adamım demişim. Oy oy göğsüm şişiyor sanki, nefes alamıyorum, geceyle gündüz yer değişti birden bire karardı her yer, titremekte olan ben miyim mumum son gücüyle aydınlatma çabasımı.

Hani bir yıldızımız vardı ya, onu kaybettim göremiyorum. Adınız şifrem di ya kilitledim artık o kapıyı da bir daha açılmasın diye. Peri kızınızdım ya o da öldü, çiçeğiniz de soldu artık, haydi şimdi gidin gidebilirseniz. Gelirken “geri dönüşüm yok” demiştiniz ya. Alın başınızı da nereye yeterse gücünüz oraya kadar gidin. Bir yol vardır mutlaka size göre.

Yolunuz açık olsun…


Z/S

21 Şubat 2008 Perşembe

isim koyamadım

Üvey sevgilerden kaçtım bu gece…

Sahte dostluklardan, özensiz sevgilerden de uzaklaşmalıydım.

Aslında uzun zamandır geri çekiyorum kendimi ama içimdeki o melek hep güzellikleri gösteriyor bana ve yumuşuyorum. Faydalanmak isteyenlerin bile kalbine doğrulukları ekmeye çalışmakla geçiyor ömrüm. İnsan olmak demiştik her seferinde, insan görüntüsünde olmak yada ağzında insanlığı sakız yapanlardan olmak değil. Kaçtığım; dostlarım, sevdiğim erkek, iş ortaklarım, ve yüzünde maske takıp gezenler, sizler, hepiniz…

Kimisi gerçekten insan olmanın kurallarını iyi biliyor ve çok güzel oynuyor, kimisi biliyor ama uygulamaya gelince beceriksizleşiyor, kimisi umursamıyor bile… Ha içlerinde bu işi lâyıkıyla yapanlar yok mu, var tabi ki onlara sözüm yok, onlar kendini bilen insanlar.

Canın acıdığında hıçkırıklara boğulursun ama anlamaz karşındaki ve sana garip bir gözle bakar “ neler oluyor canım, şimdi niye ağlıyorsun” der. Yüzüne bakarsınız ve birden yine gömülürsünüz hıçkırıklara. Anlamamıştır sizi ve en acısı anlamak için çaba bile göstermemiştir. Sizi suçlamıştır kuruntu yaptığınızı düşünerek. Gereksiz yere dert edindiğinizi düşünür, çünkü ruhunuza inemez, aslında eline verdiğiniz anahtarla kalbinizi açmasını başaramaz.

Sorun kimin ne yaptığı değil kimin neyi yapamadığı nerde eksik kaldığıdır. Dost diye kucak açtığın ama sadece sen selam verince selamını alanlar olmamalıdır. Sen aramadığında seni merak etmeli ve bir telefon açmalı, gelebilirse yanına gelmeli, uğramalı ruhuna. Hayatındaki değişimlerde senin yanında olmalıdır. Seninle gülmeli seninle ağlamalıdır. Ne kadar klasik sözler değil mi ama ne kadar doğru ne kadar anlamlı. Senin canın yandığında o da içinde hissetmeli ve seninle birlikte olmak için çaba harcamalıdır. Ya sevdiğin adam, seni her şeyin üstünde tutmalı, her şeyin önüne geçirmeli, her an seninle olabilmek için çaba göstermeli, riskleri göze alabilmeli, ağzını açmadan senin bakışlarından ne demek istediğini algılayabilmeli. Üzerine titremeli değer vermeli, sözle değil davranışları ile de belli etmeli. Nerede o kadar duyarlı sevgililer. Ya işine gelmez seni anlamak ya da kafası dağınıktır. Sen ağlıyorum dersin “bir dakika bekle” der. İki kat çıldırırsın çünkü tam tersi konumda olsalar üstüne gidip sakinleştiren, ellerinin tutup sarmalayan, ruhunu okşayan taraf hep biz oluruz. Çünkü yüreğimiz dayanmaz, kıyamayız. Onlar öksürünce sizin ciğeriniz acır, üzülünce sizin içiniz parçalanır. Var mı acaba sizin gibisi…

Yaptıklarının arkasında duranları çok severim. Hatasını kabul edenleri ve en kısa zamanda özür dileyebilenlere de bayılırım. Ama karşına gelip de “ ben ne yaptım ki şimdi” diyenlerdenseniz lütfen uzak durun benden. Bir tatlı söze kurban olanlardansanız doğru yerdesiniz, sevgisini size sınırsız akıtan ve riyasız gösteren bana eğer inanıyorsanız kalbimde yeriniz hazır. Üzerinizde yalan hırkası olmadan gelin, kapım açık hepinize. Tertemiz hislerle anlatalım, dosdoğru sohbetler edelim.

Son olarak da birbirimizi kırmaktan hep korkalım. Özen gösterelim özellikle en yakınımızdakilere ve en çok değer verdiklerimize… Doğru kelimeleri kullanmak için çaba gösterelim, düşünmeden konuşmayalım ve hemen kırılıverecek kanatları olduğunu unutmayalım.

Sevgi bir su damlası kadar kısa görünse de onun kadar hayat vericidir. Su gibi geçen zamana…



Z/S_